The Shining, Stanley Kubrick, Stephen King
Stanley Kubrick'in 1980 tarihli filmi The Shining/Cinnet bir korku filmi klasiği olmakdan öte de sinema tarihinin en önemli filmlerinden biridir. Bilindiği gibi Stanley Kubrick, filmi o zamanlar daha yazarlığın başlarında olan Stephen King'in aynı adlı kitabından uyarlar.. King daha yeni yeni sinema için vazgeçilmez bir kaynak teşkil etmeye başlamıştır. Mesela o zamanlar Brian de Palma'nın Carrie'si de bir Stephen King ürünüdür. Ama The Shining/Cinnet'e Stephen King'in rasyonel katkısı tartışılır durur.
Kitabı ve filmi de takip edenler görecektir ki iki mecrada ciddi farklar gösterir. Filmin vurucu etkisi kitap da düzenli bir şekilde vuku bulmaz.. Stanley Kubrick, kitabı ilk eline aldığı zaman fikri çok beğenir. Parlamalar, otel, cinnetin eşiğinde adam ve cinnet.. Stanley Kubrick kitap ile ilgilendiğini Stephen King'e söyler, King ise bundan çok mutlu olur.. Sonuçta Stanley Kubrick gibi bir usta kitabı ile ilgilenmiştir. Hemem işe koyulur ve bir senaryo yazar. Kubrick senaryoyu hiç okumaz bile geri postalar.. Böylece unutulmaz Cinnet, Kubrick'in eşsiz beyin dalgaları arasında şekil bulur.. Kubrick fikri beğenmiştir ama, hikayeyi değil..
Stephen King'in kitabının temelinde gizemli otel vardır. Kubrick ise insanları, insan psikolojisini ele alır. Bir adamın, sıfırın eşiğinde bir adımın delilik ile akıl arasında ki o ince çizgideki durumunu ele alır. Film bitince Stephen King, filmi hiç beğenmez. Filmin ileride hatırlanmayacak bir çöp olduğunu dahi düşünür. Aradan yıllar geçer, şimdilerde Cinnet'in geldiği yere bakın.. Stephen King, Kubrick'e nazire yaparak kendi Cinnet'ini geçer.. Sonuç koskocaman bir hüsran.. Bu vahim durum Kubrick'in; "King aslında iyi bir yazar değil, sadece iyi bir fikir adamı" lafını haklı çıkarır. Kendi aklında kurduğu Cinnet anı felaketten başka bir şey olmaz. Şimdiler Cinnet bulunmazken, King'in Cinnet'i ise ancak Kubrick'in filmi diye yanlışlıkla alınır olur.
Bir yazarın, sıfırı tüketmiş bir yazarın, vahim sonudur bu film. Jack Torrence pek de populer bir yazar değildir. Yeni bir kitap yazmak ile meşguldur. Bunun için hem sakin bir yere hem de hayatını devam ettirmek için paraya ihtiyaçı vardır. Overlook Oteli it ürümez, kervan geçmez bir dağ başındadır. Eskiden iyi müşterisi olan ama artık sadece yazları kocaman bahçesi görmek için gelenlerin dışında pek uğrayanın olmadığı bir oteldir. Kışları ise otelin hem korumasını yapacak hem de otelin gelen işleyişini devam ettirecek bir bekçi bırakılır. Bu bekçilik işine de Jack talip olur ve işi laır. Karısı ve oğlu ile kışı otelde geçirmek için yola çıkarlar. Başlarda herşey düzgün gitsede, sonrası tam felakete döner. Bu felaket Jack'ın çıldırması ve karısının ile çocuğun bir kurbana dönmesi ile devam eder.
Filmin hiç kuşkusuz asıl unutulmaz kılanda Jack Nicholson'un efsanevi oyunculuğudur. Filmin ilk sahnesi olan iş görüşmesi sekansı ile filme damgasını vurmaya başlar. O yüzünde ki deli gibi ifade seyircinin iliklerine kadar iner. En sakin anlarında ya da gülerken bile etrafına korku salar. Yazar Jack Torrence'nin karısı Wendy rolunde Shelley Duvall ise kariyerinin en iyi işini çıkarır. O çaresizlik anlarını, kocasının saldırılarına onun yarısına gelen fiziki yapısını ile karşı durmaya çalışır. Filmin her sahesinde o otelin gizemini, aceyip korksunu perdeye müthiş bir şekilde yansıtır..
Cinnet untulmaz her sahnesi ile sinemanın en unutulmaz filmleriden biridir. Bir çok farklı türde zirveyi görmeyi başaranan Kubrick'in bir başyapıtıdır. Filmin etkisini arttırmak için, Uludağ'da bir otel odasına kapanmak daha büyük bir etki yaratabilir. Filmin Tiglon'dan çıkmış Stanley Kubrick Collection serisinden çıkma bir DVD'si mevcut. Ama kısıtlı olduğu için şimdilerde bulmak biraz zor. Birilerinin geniş eklentili bir Stanley Kubrick DVD koleksiyonu çıkarmasının zamanı geldi de geçiyor bile...


5 Yorum:
ben şahsen king'in cinnetini daha çok beğenmiştim daha hüzünlü bir filmdi. king'in elinde nicholson olsa kim bilir ne olurdu? eşit şartlarda bir karşılaşma değil yani..
ben bu filmi hep izlicem izlicem diyorum izleyemedim gitti bu kadar övgüye izlerim heralde:)
jack nicholson bir önceki filmi one flew over cocoo's nest ile oscar'ı kazanmasının ardından, yine bir başka tür akıl hastası oynaması eleştirilmişti...
bence de, nicholson'un en iyisi değil...film de kubrick'in...
roman çok daha iyiydi...
romanın film kadar iyi ilerlediği sanmıyorum ya da üzerinden çok geçmiş roman hakkında öyle hatırlıyorum
etiket kısmında kült olması da gerekmez miydi?
Yorum Gönder